22 Eylül 2020

İDARİ YARGI ÖZELİNDE “HAKİMİN REDDİ” MÜESSESESİ

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2015/3190 Karar No : 2018/161

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. Maddesinin hakimin reddi konusunda göndermede bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 36. Maddesinde, “(1) Hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması hâlinde, taraflardan biri hâkimi reddedebileceği gibi hâkim de bizzat çekilebilir. Özellikle aşağıdaki hâllerde, hâkimin reddi sebebinin varlığı
kabul edilir:
a) Davada, iki taraftan birine öğüt vermiş ya da yol göstermiş olması.
b) Davada, iki taraftan birine veya üçüncü kişiye kanunen gerekmediği hâlde görüşünü açıklamış olması.
c) Davada, tanık veya bilirkişi olarak dinlenmiş veya hâkim ya da hakem sıfatıyla hareket etmiş olması.
ç) Davanın, dördüncü derece de dâhil yansoy hısımlarına ait olması.
d) Dava esnasında, iki taraftan birisi ile davası veya aralarında bir düşmanlık bulunması.” hükmü bulunmaktadır.

Öte yandan, Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ve hakimin gerek konumsal ve gerekse içsel tarafsızlığına yönelik Bangolar Yargı Etiği ilkelerinde hakimin tarafsızlığı “yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esası” olarak belirtilmekte; hakimin, tarafsız olarak karar veremeyeceği veya makul bir gözlemcide, tarafsız olarak karar veremeyeceği izlenimi doğurabileceği durumlarda, yargılamanın herhangi bir aşamasına katılmaktan kaçınması gerektiği hususu vurgulanmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin 06/01/2016 günlü, Başvuru No:2013/3985 sayılı kararında; “…Tarafsızlığın öznel ve nesnel olmak üzere iki boyutu bulunmakta olup bu kapsamda hâkimin birey olarak mevcut davadaki kişisel tarafsızlığının yanı sıra kurum olarak mahkemenin kişide bıraktığı izlenimin de dikkate alınması gerekmektedir (AYM, E.2005/55, K.2006/4, 5/1/2006).

Yargılamayı yürüten mahkeme üyelerinin taraflardan biriyle veya anlaşmazlık konusu ile maddi veya manevi yakın bir bağının bulunması, yargılama sürecinde sarf ettiği ifadeleri ile tarafsız olamayacağı yönünde meşru bir kanaat uyandırması, bunun yanı sıra davadan önce dava ile doğrudan bağlantılı bir konumda bulunması da tarafsızlığı ihlal edebilir. Ancak belirli bir uyuşmazlıkta yargılamayı yürüten hâkimin taraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel bir kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan bir delil bulunmadığı ve bu husus kanıtlanmadığı müddetçe tarafsız olduğunun bir karine olarak varsayılması
zorunludur…” denilmekte; bir başka kararında ise, “…hukukumuzda, hakimin tarafsız kalamayacağı varsayılan veya tarafsızlığından kuşku duyulabilecek durumlarda hakimin kendi mahkemesinin yetki ve görevine giren belli bir davaya bakamayacağı veya reddedilebileceği kabul edilmiştir.

Hakimin yasaklılığı ve reddi kurumları hakimin bakacağı davada tarafsızlığını sağlamaya yönelik olup temel bir hak olan adil yargılanma hakkıyla ilişkilidir… (AYM, E.2011/142, K.2013/52, 3/4/2013)” denilerek hakimin tarafsızlığının adil yargılanma hakkı kapsamında bulunduğu belirtilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının, ısrar kararında imzası bulunan Hakim Ö. O. Y.’ın eşi Kayseri Mülga İl Özel İdaresi Hukuk Müşaviri V. E. Y. hakkında “edimin ifasına fesat karıştırma” suçundan şikayette bulunduğu ve soruşturma dosyasının derdest olduğu;yine davacının şikayeti üzerine E. Y. ile ilgili görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle Kayseri Valiliği İl İdare Kurulu Müdürlüğünün soruşturma izni verilmemesi kararının, Kayseri Bölge İdare Mahkemesinde itiraz aşamasında bulunduğu; bu olaylar nedeniyle Hakim Ö. O. Y. ile aralarında husumet bulunmasına rağmen, anılan hakimin karara katıldığını ancak karar aşamasında öğrenebildiğinden, ilgili hakimi reddetme olanağının bulunmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.

İdari yargının çalışma ve yapılanma şekli sebebiyle mahkeme kadrosunda çoğu zaman ikiden fazla üyenin mevcut olabileceği tartışmasızdır. Davanın açılmasıyla birlikte ilk incelemeden sonra dosya tekemmül edinceye kadar ve tekemmül ettikten sonra dosyanın her aşamasında farklı bir hakimin dosyada tasarrufta bulunma ihtimali vardır. Çekinme ve ret sebepleri ve bu hakkın kullanılması dava açıldığı anda mümkün ise de, davanın tarafları için hangi hakimi hangi sebeple reddedebilecekleri durumu belirsizdir. Çünkü taraflar dosyaya hangi hakimin baktığını karar veya ara karar ellerine geçince öğrenirler. Mahkemedeki tüm hakimlerin dosyaya bakma ihtimaline binaen tüm hakimleri reddetmeleri de söz konusu olamaz.Nitekim bakılan uyuşmazlıkta, Kayseri 1. İdare Mahkemesince bozma kararı üzerine verilen ısrar kararında, adı geçen hakimin, dosyanın önceki aşamalarında yer almadığı da dikkate alındığında,katılımının karardan önce öğrenilme ihtimali bulunmamaktadır.,

Davanın çözümünü etkileyecek bir önyargı, tarafgirlik ve menfaate sahip olunmaması ve davanın tarafları karşısında ve onların leh ve aleyhlerinde bir düşünce veya menfaate sahip olunmamasını ifade eden tarafsızlığın, adil yargılanma hakkı kapsamında gözardı edilemeyeceği gerçeği karşısında,davacının hakimi reddetme hakkının kullanılmasına olanak sağlamak gerektiği gibi, hakime de davadan çekilme veya tarafsızlığına şüphe getirebilecek hususları bertaraf etme hakkının verilmesi gerekeceği kuşkusuzdur.

Bu durumda, hakimin reddi müessesesinin işletilmesine olanak sağlamak bakımından, temyizen incelenen kararın bozulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

 

175 total views, 1 views today

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir